Son on yılda Türk karasularının 90 bin kilometrekaresinde petrol araması yapıldı. Bu rakam son 56 yılın toplamında fazla.
Organize Sanayi Bölgeleri’nde (OSB) girişimcilere sağlanan ‘bedelsiz arazi tahsisi’ sayesinde 10 bin yeni yatırımla 100 bin yeni istihdam sağlanacak.
Deniz kirliliği on yıl önce sadece 26 istasyondan izleniyordu. Günümüzde 198 istasyondan sürekli takip ediliyor.
Türkiye genelinde gerçekleştirilen 170 proje ile 235 bin konutluk gecekondu dönüşüm çalışmalarıyla, 134 bölgede kentler gecekondulardan arındırıldı.
Türkiye’de beş yıl önce sadece 56 engellinin evde bakım ücreti devlet tarafından ödeniyordu. Şimdi 285 bin engelliye ödeme yapılıyor.
İstanbul’a 2011 yılının ilk beş ayında gelen turist sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 15 arttı.
Uluslararası Fiber Konseyi’nin (FTTH) Şubat 2011 raporunda ilk kez yer alan Türkiye, fiber internet kullanımında G-20 ülkeleri arasında 8’inci sırada.
On yıl önce Organize Sanayi Bölgesi’nde 12 bin kişi çalışıyordu. 2011’de 25 bin kişi çalışıyor.
Cumhuriyetten günümüze kadar 2 bin 21 km uzunluğunda yeni demiryolu yapıldı. Bunun bin 76 kilometresi son 10 yılda inşa edildi.
Trafik kazalarında yaralananların tüm tedavi masrafları devlet tarafından karşılanıyor.
Türkiye’nin fındık ihracatı, 30 Haziran 2011 tarihi itibariyle geçen yıla göre 51 bin ton artış gösterdi ve toplamda 246 bin 232 tona ulaştı
UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’nde yer alan Safranbolu evleri TOKİ tarafından restore ediliyor.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi, ulaşımda denizin daha çok kullanılması için Boğaz’ın sahil şeridine paralel yönde seferler başlattı.
18 yaşından küçük olan bütün çocuklar anne babaları sigortalı olsun ya da olmasın sağlık hizmetlerinden koşulsuz olarak yararlanabiliyor.
Yaklaşık 10 milyon yeşil kartlı vatandaş, tıpkı sigortalılar gibi artık tüm sağlık hizmetlerinden sorunsuz yararlanabiliyor.
Sağlık Bakanlığı ilaç üreticileriyle pazarlık ederek yılda 900 milyon dolar tasarruf sağladı.
Üniversite öğrencilerinin artan taleplerini karşılamak için YURTKUR yatak kapasitesini son yedi senede yüzde 30,83 artırdı.
Türk astronotların kullanacağı ilk uzay mekiği 2023’te fırlatılacak.
Türk müteahhitler yurtdışında elde ettkleri 14 milyar doların üzerindeki gelirle, dünyada Çinli müteahhitlerin ardından ikinci sıraya yerleşti.
Son on yılda tam 160 bin yeni derslik inşa edildi. Bu rakam, bütün Cumhuriyet tarihindeki rakamın 3’te 1’i.
Kanserle mücadele amacıyla son on yılda 81 ilde 84 kanser tarama merkezi açıldı. Bu merkezlerdeki tüm taramalar ücretsiz yapılıyor.
Üniversite hastanelerinde ‘hoca farkı’ olarak bilinen, öğretim üyelerine muayene ücreti ödenmesi sona erdi.
On yıl önce Türkiye’de 76 üniversite vardı. Bugün bütün Türkiye’de 173 üniversite var.
Üsküdar-Sancaktepe metrosu tamamlandığında 16 istasyonu ile 20 km’lik yol 24 dakikaya düşecek.
Hava kalitesinin ölçüldüğü istasyon sayısı on yıl önce sadece 16 taneydi. Şimdi 116 istasyonda ölçüm yapılıyor.
Türkiye, 2011 yılının ilk altı ayında bütçede, tam 2.9 milyar liralık bir fazla verdi. Bu sayede Türkiye 41 yıl sonra bir ilki gerçekleştirmiş oldu
Türk sinemasındaki yerli yapımlar 10 yıl önce 2 milyon kişi tarafından izlenirken 2011’de bu rakam 21 milyonu aştı.
Şubat 2011’den itibaren görevinde üstün başarı gösteren memura, 1100 TL’ye kadar para ödülü verilmeye başlandı.
Ortaöğretim öğrencilerinin bursu, son on yılda yüzde 691’lik artışla, 12 liradan 100 liraya çıktı.
Çankaya Üniversitesi öğrencileri, büyük firmaların yıllardır üzerinde çalıştığı quadratoru 8 ayda havalandırmayı başardı.
M. Nedim Hazar | 20 Şubat 2012 16:02
Uzun zamandan beri merakla beklenen Fetih 1453 filmi nihayet vizyona girdi.
Sektörle yakından ilgilenen biri olarak, nereye gitsek mutlaka filmle ilgili kanaatimiz soruluyor. Filmin geniş bir analizini bu haftaki Aksiyon'da kaleme aldığımızı belirterek, Fetih 1453 ile ilgili özetle şunları söyleyebiliriz.
Tarihî film yapmak zordur, hele ki ülkemizde. Bu yıl Oscar'a da aday gösterilen ve ülkemizde Köstebek ismiyle vizyona giren Tinker Tailor Soldier Spy tarihî bir film. Soğuk Savaş döneminde geçen bir casusluk hikâyesini anlatan filmde, Londra güzel resimler ile gösterilirken İstanbul ne yazık ki hep dâhili planlarla ele alınmıştı. Bunun nedeni -maalesef- İstanbul'da tarihî dokunun hoyratça tahrip edilmesiydi elbette.
30-40 yıl öncenin filmini çekerken bile bu kadar zorlanılıyorsa, 700 yıl öncesini anlatan bir sinemanın zorluğunu siz düşünün. Ya sırtınızı bugün artık perişan şekilde duran surlara yaslayıp, bir iki pazar tezgâhıyla Bizans ortamı oluşturacaksınız ya da tarihî mekânların içine hapsolup 'salon' filmi yapacaksınız. Hatırlayın bir dönem Yeşilçam'da çekilen tarihî filmleri. Kostümler gıcır gıcır dururken, yeni yapılmış olması gereken surlar yıkık döküktür hepsinde.
Fetih 1453 bence ilk takdiri burada hak ediyor. Türk sinemasında çekilen (tarihî filmler kategorisinde tabii) en iyi mekân ve kostüm tasarımına sahip. Buna bir de Hollywood'dan pek de geri durmayan görsel efektler eklenince ortaya savaş sahneleri oldukça etkileyici bir film çıkmış.
Ayasofya, Dikilitaş, surlar bölgesi çok iyi görselleştirilmiş. Keza, Fetih esnasındaki surların zirvesi bence kusursuz bir şekilde fona konulmuş, asla sırıtmıyor.
Fetih 1453 yine Türk sinemasında bir ilki gerçekleştirmiş ve görsel tasvir olarak çekilmiş en görkemli savaş sahnelerini içeriyor.
Şüphesiz sadece bu olumlu tablo, bir filmi bütünüyle iyi bir film yapmaya yetmez. Hele ki, tarihî hakikatleri anlatma iddiasındaysanız ve hele de Fetih'i anlatıyorsanız.
Bu bağlamda da, Fetih 1453'ü iyi niyetli bir yapım olarak gördüğümü ifade etmeliyim. Daha önce tarihî film adına nelere şahit olmadık ki biz?
Padişah'ı birden fazla kadınla aynı yatakta görmeyi marifet sayanlar mı istersiniz, akıncıları başıbozuk eşkıya gibi gösterip, hancının kızını ayartan, şarabı kafaya dikip 'kelle' olduktan sonra fethe çıkanı mı ararsınız!
Fetih 1453, kendisinden önce yapılan bu hataların hiçbirine düşmüyor. Düşmüyor ama yine de birtakım handikapları barındırmıyor değil. Misal, koca hünkârın eşini, bir elinde cımbız, bir elinde ayna umurunda mı dünya, boyutuyla ele alıyor. Fethin manevî yönü, her ne kadar iyi niyetle membaına kadar inilmeye çabalansa da, eksik ve yetersiz.
İsmi Fetih olan bir filmin tartışmasız kahramanı Fatih Sultan Mehmet olmalıydı. Onun eğitimi, birikimi, zekâsı, stratejisi ve duyguları... Film bu anlamda da maalesef doyurucu değil. Bunun yerine Ulubatlı Hasan figürü abartılmış ve tarihî bağlamından kopartılarak filme eklemlenmiş. Varlığının tartışmalı oluşu bir yana, perdeye yansıyan Ulubatlı prototipi çok Hollywood-vari olmuş.
Şüphesiz bir kurmacadan bahsediyoruz ve şüphesiz bir dramadan belgesel ciddiyeti ve titizliği beklemek doğru değil. Ancak, bahsini ettiğim şeyler filmin dramatik değeriyle doğrudan ilgili şeyler değil. Bütün bunlara rağmen, hiç de fena olmayan bir başlangıç Fetih 1453... En azından bu anlamda proje üretebilecekler için bir yol açıcı film.
Umudum ve beklentim; bu film Fatih'i, Fetih'i anlatan sanat eserleri için ciddi bir kilometre taşı olur.
Zaman, 20 Şubat 2012